Kaymakamlık
Yazı İşleri Md.
Cum. Bş.Savcılığı
Adliye Yazı İşleri Md.
Belediye Başkanlığı
Ptt Müdürlüğü
Vergi Dairesi
Mal Müdürlüğü
Müftülük
Noter


Emniyet Müdürlüğü
Polis İmdat
Jandarma Kom.
Askerlik Şubesi
Çarşı Karakolu
Bağlar Karakolu

Devlet Hastanesi
1 Nolu Sağlık Ocağı
2 Nolu Sağlık Ocağı
3 Nolu Salık Ocağı


Belediye İtfaiye
Yangın İhbar
Tek İşletme Md.
Alo Trafik


712 11 80
712 6 288
712 11 72
712 11 71
712 41 14
712 87 93
712 12 06
712 11 75
712 11 96
712 61 57


712 12 22
155
156
712 11 98
712 12 23
712 12 34

712 11 87
712 11 94
712 28 52
725 35 23


712 12 52
110
712 12 44
154

 
Mozilla Firefox kullanın.Resimler için.
                    Girişi
Hakkımızda ....
Safranbolu Son Söz İnternet Haberciliği
© 2007 Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
KATEGORİLER
HABER ARA
PİYASALAR
HAVA DURUMU
ULUSAL GAZETELER
EDİTÖR
ONLİNE RADYO
ÖNEMLİ LİNKLER
Karabükte Hava Durumu
SAFRANBOLU'DA ÖNEMLİ TELEFONLAR
 
www.safranboludasonsoz.com
 
 
KÖŞE YAZARLARIMIZ
 
 
Merhum Av.Hulusi Yazıcıoğlu ile Nostalji
Necati
Keskin
Sizlerle
 
Tasarım&Programlama&Hosting
Kural Bilgisayar Web Hizmetleri Ltd. Şti.
İnönü Mh.Kirişci Sk.No:5/B Safranbolu
0 370 712 30 86
www.kuralbilgisayar.com

 
Atılay Ulucan Sizlerle
Almanya Bizden Ne İstiyor?

Son zamanlarda Kuzey Irak harekatından sonra Alman resmi çevreleri ve yayın organlarının takındıkları aleyhimizde tavır dolayısıyla "?" sorusu sık sık sorulmaya başlanmıştır. Bu soruya net bir biçimde verilecek cevap elbette vardır. Ne var ki bu cevabı verebilecek konumda olanlar ya sustukları, ya da ancak erbabının anlayabileceği imalı cevaplarla yetindikleri için ortaya atılan soru cevapsız kalmakta; bu ortam da yapılan, gerçeğe aykırı yorumlar ise kafaları büsbütün karıştırmaktadır. Gerçi, ülke yönetiminde görev ve sorumluluğu olanların konu üzerinde çok açık konuşmaları mümkün olmadığı gibi, sakıncalıdır da. Ancak, bu sorumluluğu taşımamakla birlikte soruyu az çok cevaplandırabilecek olanların bildiklerini açıklamaları gerekir. Zira, Türkiye'nin gerçekten bir yol ağzında bulunduğu bu dönemde, sorunun cevabının açıkça verilmesi ve bu cevabın kamuoyuna duyurulması, karar sürecine onun da katılması ve girilecek yolda desteğinin sağlanması bakımından son derece önemlidir. Önemli olan bir başka nokta, bu cevabı verirken onu hazırlayan ortama inmektir. Bunun için de önce Alman toplumu nun tarihî gelışimine, ülkenin jeopolitiğine, bu jeopolitiğin Alman bireyinin psikolojik özellikleriyle birleşmesi sonucunda ortaya çıkan ve geleneksel hale gelerek bu ülkenin bugün de izlediği yakındoğu politikasına; daha sonra da Türkiye'nin tutumuna, kısaca da olsa göz atmak gerekecektir.

TARİHÎ VERİLER

M. S. 4. yüzyılda Cermen istilasının yıktığı Batı Roma imparatorluğu'nun enkazı üzerinde çeşitli Cermen devletleri kurulmuş; daha sonra bunlar, Cermen asıllı hanedanların tesis ettikleri merkezî otoriteye boyun eğerek tek devlet halinde birleşmişlerdir. Bu imparatorluğun 10. yüzyılda başlıca iki parçaya ayrılmasıyla tarih sahnesine, o tarihten bu yana, Avrupa'da üstünlük için birbirleriyle sürekli yarışan Fransa ve Almanya çıkmıştır.

Bir Avrupa haritasına bakarsak Fransa'nın kuzey, batı ve güneyinin denizlere açık olduğunu; güneybatısında ispanya yarım adasının olduğunu, doğusun da Almanya, İsviçre ve İtalya'nın bulunduğunu görürüz. Almanya'nın ise doğusu alabildiğine açıktır ve Cermen toplulukları bu coğrafya üzerinde rastgele serpişmişlerdir. Jeopolitik yapılarındaki bu farklılık her iki ülkede de farklı siyasî gelişmelere yol açmıştır ve bu farklılık onların siyasî hedeflerinde olduğu gibi, idarî yapılarında da bugün bile görülmektedir. Tarih sahnesine çıkışından bu yana Fransa Napolyon'un istilaları dışında ufak-tefek sınır değişiklikleri hariç bu topraklar dışına pek taşmamıştır. Kuzeyinde İngiltere, güneyinde İspanya, doğusunda ise Almanya buna engeldir. Bu yüzdendir ki o, kaynağını Fransız kavimciliğinden alan bir millî devlet olmuş ve Napolyon dönemi hariç ancak Avrupa'nın sömürgecilik çağında, Akdeniz yoluyla kuzey Afrika'daki Osmanlı topraklarıyla ve Hindiçinin'deki geri kalmış topluluklara yönelmiştir.

Roma imparatorluğu'nu yıkan fâtih kavim olarak onun ve ondan aldığı hristiyanlığın evrenselliğini temsil etmenin kendi hakkı olduğuna inanan Almanya ise, bu evrenselliği doğu Avrupa'da yerleşen öbür Cermen ve Slav topluluklarına benimsetmeyi kendi misyonu olarak kabul etmiştir. Bu misyonu yerine getirmek için de, doğu Avrupa'ya açılarak çeşitli kavimleri egemenliği altında tutan bir imparatorluk olmaya yönelmiş, zamanla ilgi alanı genişleyerek 19. yüzyılda Alman devletinin dış politika ideali "Drang naçh Osten" (Doğu'ya hücum) adını almıştır.

19. yüzyıl dünyanın, Batı'nın güçlü ülkeleri arasında paylaşılmasına başlandığında Almanya siyasî birliğini henüz kuramamış olduğu için sömürge paylaşımında öbür Batılı güçlerin gerisinde kalmış ve büyük güçler arasındaki bu oyuna 1871 yılında birliğini kurduktan sonra, Bismarck'ın şansölyeliği döneminde girmiştir. Almanya açısından bu oyunun en önemli kısmı Bağdat demir yolu hattıdır. Bu hattın tamamlanmasıyla Almanya bir yandan Osmanlı Devleti içindeki hammadde kaynaklarından yararlanacak; bir yandan bu geniş pazara sanayi mamüllerini satacak; bir yandan da Basra Körfezinden Yakındoğu'yu ve Hindistan'a giden yolları denetleyerek İngiltere'nin bölgedeki çıkarlarını engelleyecekti. Hiç kuşkusuz ki bu çıkarlar arasında Almanya için en önemli olanı bölgede bulunan petrol kaynaklarıydı.

PSİKOLOJİK VERİLER

Bir toplumu oluşturan bireylerin günlük hayattaki birbirine benzer davranışları, Sıradan olaylar karşısında gösterdikleri benzer tepkiler sınıflandırılarak, o toplumun karakter özellikleri hakkında az çok yeterli bir yargıya varılabilir. Bu açıdan bakıldığında güç (kudret) olgusu dikkate alınmadan Alman karakterini anlama imkanı yoktur. Siradan bir Alman için en büyük değerin güç olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu güç Tanrı olabilir; toplum olabilir; devlet, kanun, para olabilir. Onun çeşidine göre Alman karakteri biçimlenir; bir sofu, bir nasyonalist, bir düzen koyucu, bir kanun adamı, bir tüccar olabilir. Güç onun elindeyse karşısındakine boyun eğdirmek hakkı; muhatabının elindeyse boyun eğmek görevidir. Bu özellik onun kişiliğinin öylesine ayrılmaz bir parçasıdır ki, gücü başkasına uygularken de; başkasının kendisi üzerinde uyguladığına boyun eğerken de, hiç yapmacık değildir. Bu özellik, II. Dünya Savaşı île ilgili olarak kendi çevirdikleri filimlerde de açıkça görülür. Bu filimlerde, insanları topluca ölüme gönderen ve götürenlerde ne bir telaş eseri, ne öfke, ne vicdan azabı görülür. Sankî iradi olarak önceden tasarlayıp, en ince ayrıntısına kadar planladıkları bir senaryoyu uygular gibidirler. Onlar sadece görevlerini yapmışlardır. Güç başkalarının elinde olsaydı ve onlar aynı şeyi kendilerine uygulasalardı, bunu belki aynı heyecansız tavırla karşılarlardı. Bu karakter özelliği nedeniyledir ki, Hitlerin ardından tereddütsüzce gitmişler; savaşın sonunda kendilerine uygulanan şiddeti aynı şekilde doğal bir sonuç gibi görmüşlerdir

Hiç kuşkusuz ki, bir toplumun fikir hayatının, o toplumun değerlerinden etkilenmemesi düşünülenemez. Bu yüzden bu psikolojik yapı felsefe alanına yansıdığında "Alman idealizmi" haline dönüşür. Bu idealizm Nietsche'de "üstün insan" (Übermenj) olur. Doğaldır ki bu üstün insan, ona varlık kazandıran toplumun bir bireyi olacaktır. Düşüncesi bu noktaya vardığında insan, beşerî her türlü hakkın sadece kendisinin tekelinde olması gerektiğine inanması yadırganmamalıdır.

Bu noktada devreye, yüzyıllar öncesinin kabile geleneğinden gelen "halk ruhu" (Volksgeist) girer. Alman, gücünün farkına, başka Almanlarla bir arada iken varır. Yalnız başına kaldığında melankolik bir ruh hali taşırken, öbür Almanlarla biraraya geldiğinde coşar. Marşlar söyler; bir "Töton şovalyesi" (1) olur çıkar. Bilime, uygarlığa, felsefeye, güzel sanatlara çok büyük katkılar yapmış olan bu ulusun çocukları böyle anlarda birdenbire Cermen atalarının kişiliğine bürünüverir ve en son söylenmesi gerekeni en önce söyler, en son yapılması gerekeni en önce yaparlar. Bu psikolojik yapı "güç" (Macht) île birleştiğinde bu sentez dış politikaya, sorunları güçe dayanarak çözmeyi ilke edinen "güç politikası" (Machtpolitik) olarak yansır.

BÜYÜK SAVAŞTAN SONRA

II. Dünya Savaşı'ndan sonra Almanlar çok acı çekmişler; ama karakterlerindeki özellik nedeniyle yılgınlık göstermemişlerdir. Gerçi ABD, Marshall yardımı yoluyla Avrupa'nın yeniden ayağa kalkmasına büyük katkıda bulunmuştur. Ancak, neredeyse taş üstünde taş kalmayan, fabrikaları sokulup götürülen, bilim adamları göç eden bir ülkeden bugünün Almanya'sını çıkarmak bu iradenin eseri olmuştur.

Savaşta ve savaş sonrasında yaşanan acı olaylar Alman karakterinide oldukça değiştirmiştir. Katılanlar da, katılamayacak yaşta olanlar da savaşın gerekli olup olmadığını; kitlelerin, Hitler'in ardından niçin gittiğini; bunun Alman karakterindeki bir zaaftan mı kaynaklandığını yıllarca tartışmışlar; kendilerini sorgulamışlardır. I. Dünya Savaşı'nı da yaşayan kuşak bu dönemde sahneden yavaş yavaş çekilmeye başlamış; onların yerini alan II. Dünya Savaşı sonrası kuşak, soykırım nedeniyle Alman halkına yöneltilen suçlamalardan kurtulmanın yolunu, bir yandan bu tür özeleştiride bulunmakta; öte yadan, suçlamayı yapan öbür batılıların değer yargılarını benimsemekte bulmuş, belki gene aynı nedenle, özellikle yeni kuşak iş çevrelerinde Amerikan hayat tarzı benimsenmeğe başlamıştır. Bu sonucun bizim açımızdan önemi şudur: Alman toplumunda Türkler hakkında yerleşen, I. Dünya Savaşı Alman kuşağının nisbeten olumlu yargıları yerlerini, öbür batılı toplumların ön yargılarına bırakmıştır.

Savaştan, sonra Nato içinde ABD île birleşen Avrupa, kendi ayakları üzerinde durmaya başlayınca ittifak içinde çatlamalar başgöstermiş ve De Gaulle Nato'nun askerî kanadından ayrılmıştır. Bu dönemde henüz resmen işgal altında bulunan Batı Almanya bir yandan bütün gü cünü iktisadî kalkınmaya verirken, öte yandan ordusunu güçlendirmeye başlamıştır.

1973 yılında yayınlanan ve Batı Almanya'nın savaş sonrasından itibaren izlediği dış politikayı ele alan bir kitapta, bu politikanın beş ana istikameti (ya da ilgi alanı) olduğu belirtilmekte ve bunlar özetle şöyle açıklanmaktadır: (2)

"Batı Almanya, Amerikan stratejisinin bir eseridir. Bu yüzden dış politikası ABD'nin önceliklerine sahip olmuştur. Gerçi Nato Almanya'nın güvenliğim sağlamaktadır. Ancak, Batı Avrupa artık 1949'ların yıkık dökük Avrupa'sı değildir. Üstelik ABD'nin dışarda Vietnam'la, içerde de ırkçılıkla başı derttedir. Bu yüzden Almanya, kendileriyle "eşitler arasında eşit" olduğu, ABD'nin de müttefiki olan öbür Avrupalılarla Avrupa Ortak Pazarı'na (EWG) üye olmuştur. Bununla birlikte Almanya, Doğu Avrupalı komşularını da ihmal edemez. Gerçi onlarla ilişkilerinde daima Sovyetler Birliği'nin gölgesi hissedilecektir. Ama Almanya bu ilişkileri, geçen yüzyılların Alman-Rus rekabetine kaydırmadan yürütecektir. Doğaldır ki, Doğu Avrupa'ya açılması Batı Almanya'nın, Doğu Almanya'ya karşı izleyeceği politikayı yeniden düzenlemesini gerektirecektir. Gerçekte Doğu Almanya, Sovyetler Birliği'ne verilmiş bir savaş ganimetidir ve bu konu Almanlar için bir açmaz ve bir ıstırap kaynağıdır. Ama, çok uzun süreceğini bilseler bile Almanlar, iki Almanya'nın birleşmesi düşüncesini bir ideal olarak daima yaşatacaklardır. Batı Almanya'nın sonuncu ilgi alanı ise "Üçüncü Dünya" denilen ülkelerdir. Bugün, dünyanın kuzey ve güney yarıları arasındaki eşitsizlik, dünya barışını tehdit eden bir nitelik taşımaktadır. Bu yüzden, bu ülkelere yapılacak gelişme yardımları, buralardaki devrimci eğilimleri evrimci bir gelişme çizgisine dönüştürmeye ve böylece eski sömürgelerin uluslararası kaynaşmaya katılmalarına hizmet etmelidir."

BİR SÖYLEŞİ

Prof. Ralf Dahrendorf Alman asıllı ünlü bir sosyologdur. Halen İngiltere'de yaşamakta olup Oxford St. Antony kolejinin rektörüdür ve İngiliz kralıçesince kendisine "Sir" ünvanı verilmiştir. Der Spiegel dergisinin 18 Ocak 1993 tarihli nushasında kendisiyle, Almanya'nın birleşme sonrası durumuyla ilgili olarak yapılan bir söyleşi yayınlanmıştır. Bu söyleşi, 1970'lerdeki durumun nasıl değiştiğini ve Almanya'nın bundan sonraki hedeflerinin neler olabileceğini göstermesi bakımından ilgi çekicidir. Aşağıda, söyleşinin bazı bölümleri özetlenerek verilmiştir:

Soru: Sir Ralf, Almanlar yeniden komşularının korkulu rüyası olurlar mı?

Cevap: Fransa'da gerçek bir Alman korkusu (Germanophoble) var Almanya'yı sınırlamak ve denetim altında tutmak konusundaki kesin kararlılığı bilinmeden Fransız dış politikasını anlamak mümkün değildir. Fakat bu, İngiliz dış politikasının ana motifi değildir.

Soru: Bu hassasiyet nasıl ortadan kaldırılabilir?

Cevap: Bu, Almanya'nın gücünü nasıl kullanacağına bağlıdır.

Soru: Birleşen Almanlar'ın kendileri ve komşuları için beklentileri neler olabilir?

Cevap: Almanya bir yandan, şimdi önemli bir role sahip olduğu için, sözgelişi Avrupa parlamentosunda ilave sandalye veya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde daimî üyelik istiyor. Öte yandan BM'nin askerî eylemlerine katılmak istemiyor. Ancak, daha fazla sorumluluk üstlenilmeden daha fazla hak istenemez.

Soru: Bir süper güç olarak birleşik Almanya'yı nasıl görüyorsunuz?

Cevap: Almanya bir "orta büyüklükte güç"tür, ama tamamen kendi ağırlığına dayanan bir orta büyüklükte güç Bu gelişme küçümsenmesin. Doğu'ya (3) doğru her taraf açık; ama ne İngiltere, ne Fransa bu şansı kullanmak istemiyorlar. İngiliz coğrafyacısı Halford Mackinder bu bölgeyi "Avrupa'nın kalbi" olarak adlandırır ve buraya sahip olanın dünyaya sahip olacağını söyler.

Soru: Orada (Slovenya, Hırvatistan ve Bosna-Hersek bölgesinde) bir yanda Almanya, öte yanda İngiltere ve Fransa olmak üzere, güneydoğu Avrupa'da eski tarihî çelişkiler yeniden mi ortaya çıkıyor?

Cevap: 1919/20 de Versay ve Trianon andlaşmalarından sonra Avrupa'da ortaya çıkan büyük anlaşmazlıklara benzer çelişkiler... Katolik ve Ortodoks Avrupa arasındaki eski sınır, Habsburg ve Osmanlı imparatorlukları arasındaki eski sınır... Orada yeniden hepsi var.

Soru: Almanya birleştiğinde Helmut Kohl, Almanlar'ın güç kullanmayacaklarını, sadece sorumluluk üstlenmek istemediklerini söyledi. Bu bir kendini aldatma mıdır?

Cevap: Kimin Almanya'nınkine benzer büyüklüğü ve konumu varsa, onun gücü de vardır Kim bunu kullanmak istemiyorsa, bunu açıklayacak nedenleri olmalıdır. Sorumluluk ve güç birbirinin seçeneği değildir. (4)

ORTADOĞU'DA SATRANÇ

"Irak'ın Bonn büyükelçiliği mesupları, dışarıya karşı tamamiyle diplomatik görev yapıyormuş gibi gözüküyorlardı. Ama Saddam Hüseyin'in, gizli görevleri olan bu adamları sıkı bir alışveriş peşindeydiler. Rhein nehri kıyısındaki büyükelçilik yıllardan beri, Bağdat'ın silah ticareti için bağlantı yeriydi. En önemli Alman silah satıcıları, Düren caddesi 33 numaraya girip çıkıyorlardı. Savcılar ve gümrük görevlileri, bu ticaretle ilgili olup el konulan belgelerden, Irak büyükelçiliğinde yapılan, cephane ve top fabrikalarının satış işlemlerine ve zehirli gaz tesisi sözleşmesine ait ayrıntıları öğrendiler." (Der Spiegel, 27 August 1990, Nr 35/44)

II. Dünya Savaşı'ndan sonra Batı Almanya çok ihtiyatlı bir dış politika güderek Hitler döneminin izlerini silmeye ve çevresine güven aşılamaya çalışmıştır. Bununla birlikte aynı Almanya, en azından 1970'lerin başından itibaren perde arkasında kendi kartını oynamaya başlamıştır. Bu dönem içinde sözgelişi Polonya sınırı sorunu çözüme kavuşturulmuş, ordu ve iktisadî yapı güçlendirilmiş, iki Almanya'nın birleşmesi ideali canlı tutulmuştur. Bunlar, yaşananların görünen yüzünde kalan gelişmelerdir. Ülkelerin bir de perde arkasında kalan ve dünya kamuoyuna yansımayan; ancak bir takım tezahürlerinden yola çıkılarak haklarında teşhis konulabilen siyasî faaliyetleri vardır. Körfez savaşından sonra Alman firmalarının Irak'a sattıkları silah, cephane, askerî teknoloji nitelik ve miktar olarak bizzat Alman basınında yayınlanmıştır. Almanya gibi, güvenlik ve haberalma örgütlerinin çok güçlü olduğu bir ülkede bu ilişkilerin hükümetin bilgisi dışında kaldığını düşünmek mümkün değildir. Şu halde bu ilişkileri, bir stratejinin taktik aşamaları île bağlantılı olarak düşünmek gerekir. Öyleyse bu strateji nedir ?

Bu noktada, 1871 yılında birliğini kuran Almanya'nın "Drang nach Osten" (Doğu'ya hücum) politikası bir veri olarak karşımıza çıkmaktadır. Uyguladığı bu politika gereği Almanya Osmanlı devleti île ittifak kurmuş ve Bağdat demiryolunun yapımını üstlenmiştir. II. Dünya Savaşı'nda ise Hitler'in Irak'a özel bir önem verdiği, savaştan sonra yayınlanan gizli belgelerden anlaşılmaktadır. Hitler, 23. 5. 1941 tarih ve 30 numaralı, Irak'ı konu alan emrine şöyle başlamaktadır: "Ortadoğu'da Arap özgürlük hareketi İngiltere'ye karşı bizim doğal müttefikimizdir. Bu bağlamda, Irak'ın ayaklanmasının özel bir önemi vardır. Böyle bir ayaklanma Irak sınırları dışına taşarak Ortadoğu'da ingiliz düşmanı güçleri kuvvetlendirir, İngilizler'in ilişkilerini bozar, İngiliz birliklerini ve öbür savaş alanlarına gidebilecek İngiliz gemilerini bulundukları yerde kalmak zorunda bırakır." (5) Nitekim, 1941 yılında general Raşid Ali Geylanî Irakta, Alman yanlısı bir darbe île kısa bir süre iktidarı ele geçirmiştir.

Bütün bu veriler, Irak'ın Almanya için stratejik açıdan önemli bir konumda olduğunun göstergeleridir. Bununla birlikte Irak kuşkusuz ki, Almanya'nın Ortadoğu ve dünya politikası içinde yer alan unsurlardan sadece bir tanesidir. Almanya için Türkiye hem Irak'a giden en kısa yol, hem de biz pek farkında olmasak bile bölgede en önemli güç odağı ve potansiyel bir dünya gücü, yani "uyuyan dev"dir. Bu nedenle Almanya Türkiye ile ya işbirliği içinde olmak, ya da onu etkisiz duruma düşürmek isteyecektir. Zaman zaman başka bir yörüngeye kayma istidadı da gösterse, Türkiye'nin dış politikasının ABD ekseninde olması Almanya'yı rahatsız etmektedir. Tıpkı, bir başka eksene kaysa ABD'yi rahatsız edecek olduğu gibi. Zira, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra kurulacak yeni dengeler henüz tam netleşmemiş de olsalar, batı dünyası ile ilgili olarak söylenebilecek olan, biri Avrupa, öteki de ABD-Rusya olmak üzere iki eksenin var olduğu ve bu iki eksenin çelişkilerinin artık gizlenemeyecek boyuta ulaştığıdır. Öte yandan, bizatihi Avrupa'nın kendi içinde de Fransa ve Almanya, tarihlerinin her döneminde olduğu gibi iki ayrı güç odağıdırlar.

İşte, doğu kanadıyla birleştikten sonra büyük bir güç haline gelen Almanya bugün, Avrupa'nın en azından bir kesimini kendi çevresinde birleştirmek ve Türkiye'yi de kurmak istediği eksene dahil etmek istemektedir. Bu nedenle, batı diplomasilerinin klasik taktiklerine başvurarak bizi buna zorlayacak yöntemler kullanmaktadır.

Dış politika, özellikle bugün Ortadoğu'da zor bir satranç oyunudur. Türkiye'nin geleceği bu oyunu iyi oynayıp oynayamamasına bağlıdır.

DİPNOTLAR: (1) Tötonlar: MÖ 113 yılında Roma ordusunu ağır bir yenilgiye uğratan Cermen kavmi. Almanlar'ın kendilerine verdikleri "deutsch" adının bu kelimeden türediği söylenmektedir. M. S. 12. yüzyıldan itibaren hiristiyanlık adına doğu Avrupa topraklarını istila eden Alman tarikat şövalyelerine de bu ad verildi. (2) Waldemar Besson, Die Aussenpolitik der Bundesrepublik, Ullstein Buch Nr 2982, Frankfurt/M-Wien, 1973, s 415 vd (3) Burada "Doğu" sözüyle Doğu Avrupa kastedilmektedir. (4) Der Spiegel, 18 Januar 1993, Nr 3/47, s 21 vd (5) Hitler's Weisungen für die Kriegführung 1939/1945, Herausgegeben von Walther Hubatsch, DTV Dokumente, Frankfurt/M 1962,s139 vd.

0 Yorum
sonsoz 29 05 2016 tarihinde ekledi.
İsminiz:
E-Posta: (Opsiyonel)
Sembol: smilewinkwassattonguelaughingsadangrycrying

| Beni Unut
Content Management Powered by CuteNews
Safranbolu Son Söz
İnternet Haberciliği