Kaymakamlık
Yazı İşleri Md.
Cum. Bş.Savcılığı
Adliye Yazı İşleri Md.
Belediye Başkanlığı
Ptt Müdürlüğü
Vergi Dairesi
Mal Müdürlüğü
Müftülük
Noter


Emniyet Müdürlüğü
Polis İmdat
Jandarma Kom.
Askerlik Şubesi
Çarşı Karakolu
Bağlar Karakolu

Devlet Hastanesi
1 Nolu Sağlık Ocağı
2 Nolu Sağlık Ocağı
3 Nolu Salık Ocağı


Belediye İtfaiye
Yangın İhbar
Tek İşletme Md.
Alo Trafik


712 11 80
712 6 288
712 11 72
712 11 71
712 41 14
712 87 93
712 12 06
712 11 75
712 11 96
712 61 57


712 12 22
155
156
712 11 98
712 12 23
712 12 34

712 11 87
712 11 94
712 28 52
725 35 23


712 12 52
110
712 12 44
154

 
Mozilla Firefox kullanın.Resimler için.
                    Girişi
Hakkımızda ....
Safranbolu Son Söz İnternet Haberciliği
© 2007 Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
KATEGORİLER
HABER ARA
PİYASALAR
HAVA DURUMU
ULUSAL GAZETELER
EDİTÖR
ONLİNE RADYO
ÖNEMLİ LİNKLER
Karabükte Hava Durumu
SAFRANBOLU'DA ÖNEMLİ TELEFONLAR
 
www.safranboludasonsoz.com
 
 
KÖŞE YAZARLARIMIZ
 
 
Merhum Av.Hulusi Yazıcıoğlu ile Nostalji
Necati
Keskin
Sizlerle
 
Tasarım&Programlama&Hosting
Kural Bilgisayar Web Hizmetleri Ltd. Şti.
İnönü Mh.Kirişci Sk.No:5/B Safranbolu
0 370 712 30 86
www.kuralbilgisayar.com

 
Atılay Ulucan Sizlerle
Soyulan Kütüphane Bir Politikanın İflası

1924 yılında Maarif Vekaleti Müfettiş-i Umumîsi Mehmet Behçet Bey "Kastamonu Asar-ı Kadîmesi" adıyla yayınladığı kaynak eserinde bu Kur'an'lardan söz ederken aynen şöyle demektedir:

"Bu kütüphanede en ziyade calib-i dikkat olan iki mushaf-ı şerîf vardır. Bu mushaf-ı şerîfleri, camiin banisi olan İzzet Mehmet Paşa vaktiyle İran sefaretinde bulunduğu sırada tedarik ve bilahere vakfeylemiştir. Her ikisinin kapları, sanat-ı teclidin en mükemmel birer numunesidir. Kur'an-ı Kerîm'lerin bilhassa ilk sahifeleri, ikişer olmak üzere öyle grift nakışlarla bezenmiştir ki, kalem cidden tasvirinden acizdir. Ben bu sahifeleri tetkik ederken başımın döndüğünü, bu sahifelerin muvacehesinde acz-i mutlak halinde kaldığımı hissettim ve sahifeleri kaparken adeta heykelleştim. Her iki mushaf-ı şerif hangi tarihte tahrir ve tezhib edilmiş, kimin tarafından yazılmıştır? Bu cihetlere dair hiçbir kayıt, bir işaret yoktur. Maamafih, her kim yazmış ve her kim tezhib etmiş olursa olsun, bu mektum sanatkarın veya sanatkarların yad-ı mübecceli huzurunda san'at-ı bedaat bütün bir hürmet tazimiyle diz çöksün ve mazinin ağuş-u ketminde onlar mukaddes bir nura garkolsunlar."(1)

Gerçekte, Safranbolu'nun yazılı kültür zenginliğini bu kütüphane ile sınırlı sanmak yanlıştır. Safranbolu, Malazgirt Savaşından sonraki dönemde, yoğun Türk göçlerinin geçtiği güzergah üzerinde bulunan bir yerleşim yeri; özellikle 17. yüzyıldan itibaren Kastamonu'dan sonra yörenin iktisadî, idarî, kültürel bakımdan ikinci bir merkezi ve 19. yüzyılda da, altmış yıl kadar bir süreyle Kastamonu vilayetine bağlı bir sancaktır.

Ancak, Safranbolu'nun yazılı kültür zenginliğini açıklamakta bu konumu da yetersiz kalacaktır. 1989 yılı Kastamonu Vilayeti Salnamesine göre, o yıl kasaba merkezinde altı adet medresede iki yüz otuz öğrenci öğrenim görmektedir. Bu kurumlarda öğrenim görüp, daha sonra İstanbul medreselerini bitiren ve Osmanlı devletinin çeşitli yörelerinde kadılık,müftülük, müderrislik, dersiamlık gibi görevlerde bulunanlara ait kayıtlar bugün, İstanbul Müftülüğü'nde saklanan Şeyhülislamlık arşivinde bulunmaktadır.

Öte yandan Safranbolu yüzyıllardır, hattatlık ve mücellitliğin meslek olarak icra edildiği yerlerden biridir. Kenti tanıyanlar, yaşlılardan duyduklarına göre, el yazısıyla çoğaltılan kitapların satılmak üzere Osmanlı devletinin çeşitli yörelerine -hatta hac mevsiminde Mekke'ye- götürüldüğünü, bundan çok çok elli yıl öncesine kadar pek çok evde hattat ve mücellitlerin kullandıkları aletlerin ve en fakir evde dahi el yazması birkaç Kur'an-ı Kerîm'in bulunduğunu, halkın bunlara doğum, ölüm gibi önemli olayları kaydettiğini; öğrenim görmüş kişilerin ise, el yazması, ya da matbaa basımı kitaplardan oluşan kütüphanelere sahip olduklarım belirtmektedirler. Ne yazık ki, Cumhuriyet'ten sonraki yıllarda bu kitapların, pek az istisnası dışında hemen tamamı, bazan bilgisizlik, bazan da koğuşturma korkusu nedeniyle imha edilmişlerdir(2).

17. yüzyılda kasaba ve bağlı köyler halkının İstanbul ile yakın ilişki içinde girdiği; daha sonraları İstanbul'da fırıncılığın neredeyse tümüyle kasabadan göç edenlerce icra edildiği, bu arada yöre halkından çok sayıda kişinin, saray bürokrasisinin alt kademelerinde görev aldıkları görülmektedir. Her halde, bugün doğu Anadolu'dan yapılan göç olayındada görüldüğü gibi, hemşehrilik dayanışması içme giren bu insanların etkısiyledir ki, 18 yüzyılın sonlarına doğru, kasaba doğumlu bazı kişiler devletin üst düzey görevlerine atanmışlardır. Bunların en önemlisi III. Selim döneminde, 1794-1798 yılları arasında Sadrazamlık yapan İzzet Mehmet Paşadır. Zarif ve bilgili bir kişi olarak tanıtılan Paşa Sadrazam olmadan önce İran'da sefirlik ve Anadolu ve Mısır beyler beylikleri görevlerinde bulunmuştur. İşte soyulan kütüphanenin çekirdeği, Paşanın Vakıflar Genel Müdürlüğünde Kastamonu Vilayeti, Taraklıborlu (Safranbolu) kazası, 10/2 esas ve 76 sıra numarasında kayıtlı vakfına dahil kitaplardır.

Vakfiyesinde Paşa kitaplar için aynen söyle demektedir:

"Cami' i mezkur derununda vaz' ve hasbet-en-İlah' i teala vak feylediğim malüm-ül aded kütüb-ü mevkutenin hıfz ve idaresi ve mütalaa için talebe -i uluma verilub istinşah ve istifade tarikiyle vech-en min-el vücuh taşra çıkarılub kimseye verilmemesi hususlarında dikkat ve beher sene muharem duhulünde manfet-ı kaimmakam ı mütevelli île kutub-u mezkure tadad olunub eğer noksan zuhur ederse hafız-ı kutub olan kimseye misliyle tazmin olunmak şartıyla, hafız-ı kutub olup cihet-i mezkure için tayin olunan yevmî otuzbeş akçe mecmuu imam-ı evvel-i merkuma meşrut ola"

Vakfiyeden anlaşıldığı gibi, Paşa kitapların korunmasıyla vakfa dahil İzzet Mehmet Paşa caminin birinci imamını görevlendirmiştir. Nitekim kitaplar 1979 yılına kadar, bu cami'in bir odasında, bazan kadrolu, bazan fahrî olarak çalışan görevlilerce korunmuş ve yıllık bakımları yapılmıştır. Bazı rakamların karşılaştırılmasından,İzzet Mehmet Paşa'nın vakfettiği kitaplara başka bazı vakıfların kitaplarıyla, gerçek kişilerin bağışladıkları kitapların da eklendiği ve zaman içinde kitap sayısının arttığı anlaşılmaktadır. Ne var ki, Türkiye'de tüm vakıflarda olduğu gibi bu kitaplar da, devletin ilgisinden yıllarca uzak kalmıştır.

1979 yılında Safranbolu Belediyesi yerinde bir kararla kitaplara fiilen el koyarak bunları, korunmaya çok elverişli bir başka camiye taşımış ve yaptırılan raflara yerleştirerek, fahrî görev yapan bir kişiye teslim etmiştir. Kültür Bakanlığı'na başvurularak, el yazmalarının fışlenmesi sağlanmış, ancak bu fişlerin, uzmanın evinde çıkan yangında yandıkları öğrenilmiştir. 1982 yılında Kültür Bakanlığı'nın görevlendirdiği uzmanlarca el yazması kitapların fişleri yeniden çıkartılmış ve en kısa zamanda kataloğun basımı için karar alınmıştır. Ardından Bakanlık kütüphaneye görevli atayacak, ödenek verecek ve Safranbolu'da, Kültür Bakanlığı'na bağlı El Yazmaları Kütüphanesi kurulacaktır. Ancak, bunların yapılabilmesi için Belediye Meclisince, kitapların Kültür Bakanlığı'na devri konusunda karar alınması gereklidir. 1982 yılından bu yana formaliteler bir türlü tamamlanamadığı için bu tasarı gerçekleşmemiştir. Bunun sonucu olaraktır- ki kütüphanenin yıllardır, doğru dürüst bakımdan yoksun, bir çeşit kendi haline terkedildiği ve kitaplara, ancak hatırlı kişilere gösterilen antika eşya' gözüyle bakıldığı anlaşılmaktadır.

Soygunun kimler tarafından nasıl yapıldığı adlî ve idarî kovuşturma konusu olup, bu yazının ilgili alanı dışındadır. Esasen bu olayda önemli olan, bu ortama niçin ve nasıl gelindi, bundan çok çok 20-30 yıl öncesine kadar her çeşmesinin, her türbesinin, hatta çarşısının içindeki üzüm asmalarının, hiçbir karşılık beklemeden bakımlarını üstlenen koruyucularının bulunduğu bir kentin, yüzlerce yıldır korunan değerlerinin birdenbire nasıl yitiriliverdiğidir. Bu gelişmeye bir teşhis koyabilmek için bir parça geçmişe dönmek gerekecektir.

İkinci Dünya Savaşından sonra, pek çok kenti savaşta yerle bir olan Avrupa ülkelerinde, özellikle yıkımdan en çok etkilenenlerde, eski kentlerden elde kalanların korunması için bir akım başlamıştır. Türkiye, savaşa katılmamasına rağmen, 1950'lerden sonraki göç dalgası kentlerin eski binalarının yıkılarak yerlerine beton binaların yapılmasına yol açmıştır. Safranbolu ise, kendime özgü nedenlerle Türkiye'de, Osmanlı döneminin kent yapısını hemen hemen tümüyle koruyan, belki tek yerleşim yeri olarak kalmıştır.

İkinci Dünya Savaşından sonra Avrupa'da başlayan akım Türkiye'ye biraz gecikmiş olarak 1970'lerde girmiştir. Devletin bu konudaki politikası ise hemen sadece, geçmişten bugüne intikal eden maddî uygarlık ürünlerinin turizm yoluyla gelire dönüştürülmesini teşvik etme biçiminde oluşmuş ve bu politika, bu amaçla çıkarılan yasalara da aynen yansımıştır. Sözgelişi, yürürlükteki Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu bu ürünleri, onları ortaya çıkaran kültürden soyutlayarak ele almıştır. Bunun sonucu, bunların içlerini uydurma kültürle doldurmak, onlara, içinde doğdukları kültürde gördükleri işlevden farklı ve onun özüne aykırı işlevler vermek, onları bu doğrultuda "restore" etmek, sonra da, açıkgöz bir işadamı zihniyetiyle bunları eğlence turizminin hizmetine sunmak olmuş, buna da "koruma" adı takılmıştır. 1970'lerden sonra uygulama Safranbolu'da da aynı doğrultuda olmuştur.

Ancak kültür bir bütündür. Onun bazı ürünlerini alıp, bunların içlerini o kültüre yabancı unsurlarla doldurmak, kaçınılmaz olarak zamanla o kültürün de, ondan kopartılan ürünün de yozlaşmasına yol açacaktır. Safranbolu, kent merkezi ve çevresiyle, mimarî açıdan olduğu kadar, kültürün diğer unsurları açısından da, Malazgirt savaşından sonraki ilk Türk yerleşmelerinden itibaren toplum yapımızın karakter özelliklerini, olumlu ve olumsuz yönleriyle oldukça iyi korumuş bir yerleşim yeridir. Şu halde, buraya kazandırılacak niteliğin, bu özellikleri bir yandan araştırarak, Türkiye'de günümüze kadar gelen toplumsal gelişmelere ışık tutacak, öte yandan kent yapısının buna uygun olarak düzenlenmesini sağlayacak biçimde olması gerekirdi. 1982 yılında, ilçede yayınlanan bir yerel gazetede yer alan bir yazı dizisinde bu konuya değinilerek "Biz Safranbolu'nun korunmasına yalnızca bir mimarlık tarihi olayı olarak değil, Türk yerleşmesinden sonraki Anadolu Türk kültür mirasının bütün yönleriyle ortaya konulması olayı olarak bakıyoruz. "Koruma" deyimiyle kastettiğimiz budur " denilmekte ve bu doğrultuda öneriler sıralanmaktadır.(3)

1970'1i yıllarda kuşkusuz ki iyi niyetlerle Safranbolu'ya el atan, İstanbul da bazı üniversitelerde görevli, çoğu mimar kökenli bir gurup öğretim üyesi "koruma" olayını sadece mimarlığı ilgilendiren bir konu olarak ele almışlar, esasen, bilimsel ve teknik yönlerden bu alanda tamamen yetersiz kalan yerel yönetimler de, Kültür Bakanlığından destekli bu kişilerin ardından sürüklenmekten başka bir şey yapmamışlardır.

Oysa ki aynı dönemde sözgelişi ilçenin yüzlerce yıllık mezarlığı yerle bir edilmiş, her biri birer sanat eseri olan sayısız mezar taşı kırılmış ya da çalınmış, 1976 yılında yanan hükümet konağının bodrumunda sapasağlam duran yüz küsür yıllık arşiv, kağıt hamuru olarak SEKA'ya gönderilmiş halk kültürünün ürünü, birkaç etnografya müzesini dolduracak çoklukta, günlük hayatta kullanılan eşya oraya buraya atılmış ama bütün bunlar ne bu korumacıları, ne de Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kanunu'nu bu işlerle görevlendirdiği Kurulu zerrece ilgilendirmemiştir. Zira bugün Türkiye'de korumacılık anlayışı, tarih bilincinden yoksun dar görüşlü bir müdahalecilikten başka bir şey değildir.

Bu anlayışın sonucu olaraktır ki, özellikle son birkaç yıldır, Safranbolu'da, koruma altına alınan eski kent kesimi, yerden mantar gibi biten "bar" , "cafe" ve "pansiyon" larla dolmuştur ve bazı Avrupa ülkelerindeki "Altstadt'lara (4) benzeme yolunda hızla ilerlemektedir. Hiç kuşkusuz ki, bu takdirde, benzer yerlerde olduğu gibi rant paylaşımı için verilecek amansız mücadeleler de kapıda demektir.

İzzet Mehmet Paşa 'nın kitapları işte böyle ortamda ortadan kaybolmuştur. Kültür Bakanlığı'ndan ilçe halkına kadar, zamanında yapılan uyarıları kulak ardı eden, konuyla ilgili her kişi ve kurum bu politikanın artık iflas ettiğini bütün çıplaklığıyla görmelidir.

Dipnotlar: 1)Maarif Vekaleti Müfettiş-i Umumîsi Mehmet Behçet, Anadolu Türk Asar ve Mahkükatı Tetebbuatına Esas Kastamonu Asar-ı Kadîmesi, Matbaa-ı Amire İstanbul, 1341, s 102 vd) 2)Anlatıldığına göre, 12 Eylül 1980'den sonra ilçe halkından birkaç kişi, evlerinde "eski yazı kitap" bulundurdukları gerekçesiyle gözaltına alınırlar. Daha sonra kitapların "zararsız" oldukları anlaşılır ve serbest bırakılırlar. Ancak, olay duyulunca, bazı kişilerin evlerinde babadan-dededen kalma kitapları yaktıkları öğrenilir. Bunun üzerine halktaki korkuyu yenmek için Türkiye Diyanet Vakfı şubesince bir kitap toplama kampanyası açılır ve toplanan kitaplar demirbaşa kaydedilir. 3)Bizim Safranbolu, 12 Mart 1982, Sayı 102, "Safranbolu nün Korunmasıyla ilgili Bir Öneri" başlıklı dizi yazı 4)Türkçede "eski kent" anlamına gelen Almanca sözcük Bazı Avrupa kentlerinde, yıkından kurtulan semtler eğlence yerleri haline getirilmiştir.İlçede yayınlanan "Safranbolu Gündem" adlı gazete 13 Haziran 1995 tarihli sayısında "Yorum Yok' başlığı altında bu konuda aynen şöyle söylenmektedir. "Cafe-Bar-Pansiyona dönüştürülen tarihî evlerin dili olsaydı, kuşkusuz:

Yıkmak insana yapmak gibi kıymet mi verir,
Onu en çulpa herifler de emin ol becerir
Sade sen gösteriver, "işte bunlar kubbe" diye,
iki ırgatla iner şimdi Süleymaniye
Ama, gel kaldıralım, dendi mi, heyhat o zaman
Bir Süleyman lazım yeniden, bir de Sinan

(Mehmet Akif bu dizeleri haykırırdı gece gündüz )

0 Yorum
sonsoz 29 05 2016 tarihinde ekledi.
İsminiz:
E-Posta: (Opsiyonel)
Sembol: smilewinkwassattonguelaughingsadangrycrying

| Beni Unut
Content Management Powered by CuteNews
Safranbolu Son Söz
İnternet Haberciliği