Kaymakamlık
Yazı İşleri Md.
Cum. Bş.Savcılığı
Adliye Yazı İşleri Md.
Belediye Başkanlığı
Ptt Müdürlüğü
Vergi Dairesi
Mal Müdürlüğü
Müftülük
Noter


Emniyet Müdürlüğü
Polis İmdat
Jandarma Kom.
Askerlik Şubesi
Çarşı Karakolu
Bağlar Karakolu

Devlet Hastanesi
1 Nolu Sağlık Ocağı
2 Nolu Sağlık Ocağı
3 Nolu Salık Ocağı


Belediye İtfaiye
Yangın İhbar
Tek İşletme Md.
Alo Trafik


712 11 80
712 6 288
712 11 72
712 11 71
712 41 14
712 87 93
712 12 06
712 11 75
712 11 96
712 61 57


712 12 22
155
156
712 11 98
712 12 23
712 12 34

712 11 87
712 11 94
712 28 52
725 35 23


712 12 52
110
712 12 44
154

 
Mozilla Firefox kullanın.Resimler için.
                    Girişi
Hakkımızda ....
Safranbolu Son Söz İnternet Haberciliği
© 2007 Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
KATEGORİLER
HABER ARA
PİYASALAR
HAVA DURUMU
ULUSAL GAZETELER
EDİTÖR
ONLİNE RADYO
ÖNEMLİ LİNKLER
Karabükte Hava Durumu
SAFRANBOLU'DA ÖNEMLİ TELEFONLAR
 
www.safranboludasonsoz.com
 
 
KÖŞE YAZARLARIMIZ
 
 
Merhum Av.Hulusi Yazıcıoğlu ile Nostalji
Necati
Keskin
Sizlerle
 
Tasarım&Programlama&Hosting
Kural Bilgisayar Web Hizmetleri Ltd. Şti.
İnönü Mh.Kirişci Sk.No:5/B Safranbolu
0 370 712 30 86
www.kuralbilgisayar.com

 
Atılay Ulucan Sizlerle
Patrikhane İçin Bir Teklif

Gerçekte bu, ya da bunlara eklenebilecek başka bir takım olasılıklar didik didik edilerek hedefine, doğruya olabildiği kadar yakın bir teşhis konulmadıkça, Fener konusunda yapılacak tüm değerlendirmeler yanlış olacaktır. Nitekim, konu üzerinde yapılan yayınların bir kısmının anlamları yeterince bilinmeyen kavramları birbirine karıştırarak kamuoyunu yanlış bilgilendirdikleri, ya da hiç tartışılmaması gereken şeyleri gereksiz yere tartışmaya açtıkları ve böylece -belki de hazırlanan tuzağa düşerek, istemeden de olsa- bunların tartışılmasına ortam hazırladıkları görülmektedir. Sözgelişi, bazan isim benzerliğine bakılarak patriğin kullandığı "ökümenik" (evrensel) unvanı, hristiyan dünyasında "ökümenik hareket" adı verilen, kiliselerin bir üst kuruluş içinde bir araya getirilmeleri girişimiyle karıştırılmakta; bazan patrik bu unvanı kullanırsa, en azından Ortodoks kiliselerinin Fener'in çevresinde hemen toplanıverecekleri sanılmakta; ya da Fener'in Vatikan türü bir devlet kurma amacında olduğu uluorta konuşulmaktadır.

Bir eylemde, onunla ilgili kavramları birbirine karıştırmak; ya da eylemin hedefi kesinlikle ve inandırıcı biçimde belirlenmeden bu konuda yakıştırmalarda bulunmak, karanlıkta kurşun sıkmaktan farksızdır. Böyle bir tutum herhalde en çok, bu yolla gerçek hedefini saklayabilen eylem sahibinin işine yarar. Bu yüzden, bu konuda ilk yapılması gereken, konuyla ilgili kavramları ve hedefi doğru olarak belirlemektir.

Bugün Türkiye'de Fener'in "ökümenik" sıfatının ortaya çıkışı, gelişimi ve etkinlik derecesi yeterince bilinmemekte;

gerçek duruma dayalı yeterli bilgi birikimimiz olmadığından, yetersiz bilgiler üzerine oturtulan değerlendirmeler, farklı çevrelerin farklı sonuçlara varmalarına yol açmakta, bu da bu alanda istikrarlı bir politika oluşmasını engellemektedir. Dolayısıyla yapılacak iş, değerlendirmelerimize esas alacağımız doğru bilgileri derlemek; onların ışığında Fener'in gerçek hedefini doğruya en yakın biçimde belirlemek ve buna göre alınacak önlemleri düşünmektir.

1. Bazı yayın organlarında "ökümenik" unvanının İstanbul Patrikliğine MS. 325 yılında toplanan İznik konsilinde verildiğini yazılmaktadır. Fener'in iddialarına hukuki bir kılıf giydirilmekten başka bir şeye yaramayacak olan bu bilgi yanlıştır. Zira, İznik konsili toplandığında, İstanbul piskoposu henüz patrik bile değildir. Nitekim bu konsilde patrik olarak sadece, üstünlük sırasıyla Roma, İskenderiye, Antakya ve Kudüs patriklerinin adları geçmektedir İznik konsilinin en önemli kararı, "Baba-Oğul-Kutsal Ruh" üçlüsünün kendi aralarındaki ilişkiyi ve bunların niteliklerini belirleyen "hristiyan amentüsü"nün kabul edilmesidir (1)

2- İstanbul patrikliğine "ökümenik" unvanı hiçbir konsilde verilmemiştir. Patrik bu unvanı kendi kendine takmış, bu tutumu da Papa'nın sert tepkisiyle karşılaşmıştır (2) İstanbul piskoposluğunun patriklik düzeyine yükseltilmesi ise, imparator Konstantin'in Roma İmparatorluğu'nun başkentini MS. 330 yılında Roma'dan İstanbul'a taşıması ve bu kentin siyasi öneminin bu nedenle artması sonucu gerçekleşmiştir.

Bu arada batı kiliseleriyle İskenderiye kilisesi arasında, Oğul'un Baba île ilişkisi konusunda görüş ayrılığı doğmuş ve MS. 381 yılında toplanan İstanbul konsilinde imparatorun etkisiyle, hem İskenderiye'nin temsil ettiği "Ariusculuk" adı verilen inancın mahkum edilmesi amacıyla, hem de İstanbul'un siyasî ağırlığı nedeniyle İstanbul Patrikliği, hiyerarşide beşinci sıradan ikinci sıraya, yani İskenderiye'nin önüne geçirilmiştir. Bu karar daha sonra MS 451 yılında toplanan Kadıköy konsilinde teyid edilmiştir (3). Bir başka deyişle, konsil kararı evrensel ilkle değil, üstünlük sırasıyla ilgilidir.

3- Daha sonraki yüzyıllarda İskenderiye, Antakya ve Kudüs patriklikleri, hem bulundukları bölgelerin Arap egemenliğine geçmesi nedeniyle siyasi bakımdan, hem de temsilcileri oldukları dinî akidelerin azınlığa düşmesi nedeniyle hristiyan topluluklar içindeki yerleri bakımından güçsüz kalmışlar ve kendilerini, İstanbul'un önceliğini kabul etmek zorunda hissetmişlerdir. Bu gelenek, "doğu kiliseleri" adı verilen bu kiliselerde bugün de sürmektedir. Ancak, bu sadece bir "şeref önceliği" dir. Yani latince deyimiyle Fener, Ortodoks kiliseleri arasında "primus inter pares" (eşitler arasında birinci) dir.

4- Fener Patriği'nin kullandığı "ökümenik" unvanının hiçbir yaptırım gücü yoktur. Bugün dahi İskenderiye patriğinin kullandığı unvan "Papa ve İskenderiye ile Tüm Afrika'nın Patriği Hazretleri", Antakya Patriğinin kullandığı unvan ise "Antakya ve Tüm Doğu Grek-Ortodoks Kutsal Patriği Hazretleri" dir (4) Görüldüğü üzere -Fener dahil- patrikliklerin, üzerinde nüfuz sahibi olduklarını iddia ettikleri alanlar coğrafi bakımdan birbiri içine girmektedir. Dolayısıyla, patrikliklerin nüfuz alanlarını kullandıkları unvanlar değil, siyasi koşullar belirleyecektir. Bu, hristiyanlığın başlangıcından ben de böyle olmuştur.

5- "Ökümenik" unvanının, öbür Ortodoks kiliselerinin Fener'e bağlanmaları sonucunu doğuracağı biçimindeki kanı çok yanlıştır. Fener bu unvanı bugün almış değildir. Yüzyıllardır kullanmasına karşın, geçen süre içinde böyle bir şey olmamıştır. Zira Ortodoks kiliseleri ya İskenderiye, Antakya, Kudüs kiliseleri gibi Fenerle bazı inanç farklılıkları olan kadim kiliseler, ya da Rus, Sırp, Bulgar, Romen kiliseleri gibi millî kiliselerdir "Evrensellik"ten kasıt Fener'e bağlanmak ise, bu kiliselerin böyle bir amaç için patriklik makamını lağvederek piskoposluk düzeyine inmeyi kabul edeceklerini düşünmek abesle iştigaldir. Buna siyasî koşullar hiçbir zaman izin vermez.

6- Bu unvanın vurgulanması yoluyla Ortodoks kiliselerinin (ya da en azından bazılarının), hiyerarşik yapıları korunarak, ortak bir hedefe ulaşılmak üzere Fener'in öncülüğünde eyleme sevk edilmeleri tasarlanıyorsa, bu, tümüyle üst düzeyde kararlaştırılıp, Fener'in ve öbür ortadoks kiliselerinden her birinin piyonlarından biri olacağı bir politik satranç oyunudur. Bu takdirde oyunun gerçek oyuncuları ulusal ya da uluslar üstü siyasi kuruluşlardır. Böyle bir olasılığa karşı alınacak önlem ise siyasi olacaktır.

7- Bazı yazılarda, Fener Patriği'nin kullandığı "ökümenik" unvanıyla karıştırılan "ökümenik hareket" ise, dünyadaki tüm kiliseleri, aralarındaki farklılıklar saklı kalmak kaydıyla bir araya getirme amacı güden akımdır.

Gerçekte hareketin kökleri Martin Luther'in Papalığa karşı Ortodoksluğa kendi yandaşı olarak baktığı, Protestanlığın doğuş günlerine kadar gitmektedir. Bu nedenle, Protestan ve Ortodoks kiliseleri arasında zaman zaman yakınlaşmalar olmuş, ancak bu etkinlikler 1948 yılına kadar kısıtlı kalmıştır. O yıl Amsterdam'da, amacı, Protestan ve Ortodoks kiliselerinin, "kilise sorunları üzerinde fikir alış-verişinde ve ortak eylemde bulunmalarını sağlamak" olan "Dünya Kiliseler Konseyi" kurulmuştur. Doğası gereği katolik kilisesi bu örgütlenmenin dışında kalmaktadır. Oluşumuna katkı yapmış olmakla birlikte Fener bu hareketin üyelerinden sadece bir tanesidir.

Yapılan farklı yorumlardan, konuyla ilgilenen çevrelerde Patrikhane'nin içinde bulunduğu siyasi ilişkileri doğru bir teşhis koymağa yarayacak yeteri veri olmadığı anlaşılmaktadır. Bazı yorumlara göre Fener, Türkiye çevresinde bir Ortodoks kuşağı oluşturma çabasında olup, bununla varılmak istenen hedef "megalo idea"yı gerçekleştirmek, ya da Bizans'ı diriltmektir. Bazı yorumlara göre amaç, İstanbul'da Vatikan türü bir devlet kurmaktır. Bazılarına göre de SSCB'nin dağılmasından sonra bocalama sürecine giren Rusya toparlanarak komünizm yerine Ortodoksluğu ikame etmek istemekte, buna karşı ABD de Ortodoks kiliselerini Fener'in çevresinde toplamağa çalışmaktadır. Fener'in eylemlerinin ardında bu güdü vardır.

Çok tarafın katıldığı bir siyasî eylemde, eyleme katılanlardan her birinin kendine özgü bir hesabının olması doğaldır. Bu yüzden böyle bir eylem, dışardan bakanlara çok karmaşık bir yapıda görünür. Bugün Fener'in eylemlerine sağlıklı teşhisler koymakta sıkıntı çekiyorsak bu büyük olasılıkla, perde önünde Fener'in göründüğü eylemlerin arkasındakilerin, belki zaman zaman birbiriyle çelişen, bu yüzden de bizi yanıltan tutumlarından kaynaklanmaktadır. Fener'in eylemlerine teşhis koyarken, ayrı ayrı her eylemin arkasında bulunabilecek odaklarla, bunların tutumlarında eylemin hedefe ulaşmasına olumlu etki yapan, ya da onu engellemeğe çalışan unsurları göz önünde bulundurmak, daha açık bir ifadeyle, Fener'in her eyleminde ona, bir yandan kendisinin, öte yandan çeşitli ulusal ve - dünya Kiliseler konseyi gibi - uluslar üstü siyasi teşekküllerin yaptıkları olumlu ve olumsuz etkilerin izlerini aramak gerekir.

Hedef, akla gelen ya da gelmeyen olasılıklardan hangisi olursa olsun Fener, Türkiye Cumhuriyeti'nin yasalarına ve amaçlarına tabi olmakla yükümlüdür. Lozan andlaşması, mübadeleye tabi olmayan Rumlar'ı dinî bakımdan azınlık, siyasi bakımdan ise, "gayrimüslim ekalliyete mensup Türk tebaası" diye adlandırarak yurttaş saymıştır. Lozan'da Türkiye'nin din özgürlüğü tanıma konusundaki taahhüdü, dinî azınlık olarak kabul edilen yurttaşlarımızla sınırlı olup, Ortodoks dinine mensup başka ülke yurttaşları için yapılmış bir taahhüdü yoktur. Bu yüzden Fener patriklerinin, Patrikhane'nin faaliyeti Türkiye'de yaşayan Rum Ortodoksların din hizmetleriyle sınırlı kaldığı sürece, tıpkı İskenderiye ve Antakya patrikleri gibi, geçmiş yüzyıllardan kalmış abartılı unvanlar kullanmalarında sakınca yoktur.

Ancak Fener'in, uğraşı alanı velev ki salt dinî de olsa, Türkiye dışındaki bir takım odaklarla arasında mevcut uzvî bağlar ve bunlardan kaynaklanan eylemleri, çok taraflı bir uluslararası kamu hukuku sözleşmesi olan Lozan antlaşmasına aykırıdır. Ama asıl kötüsü, Fener'in bu tür eylemlerinin Türkiye Cumhuriyeti'ni, içinde bulunmadığı ve niteliğinden habersiz olduğu bir takım angajmanlara sürüklemesi ve onun, bu eylemlerin dolaylı muhatabı ve sorumlusu sayılmasıdır.

Bu durumda Fener'e düşen ya Patrikhane'nin görevinin Türkiye'de yaşayan Rum Ortodoks yurttaşların din hizmetlerini görmekle sınırlı olduğunu kabul etmek, ya da Ortodoksluğun dünya politikasında çok daha etkin olabileceği bir başka ortama taşınmaktan birim seçmektir.

Birinci halde Fener'in Türkiye'de saygın bir yeri olacağında tereddüt yoktur. İkinci seçeneğin örnekleri ise gene hristiyanlık tarihinden çıkartılabilir. Antakya patrikliği, Antakya çevresinde hristiyan nüfus nisbî bir azalma gösterince, 14 yüzyılda ikametgahını Şam'a taşımıştır ve o zamandan beri de Şam'da bulunmaktadır. Bir başka örnek, 16 yüzyılın sonunda Papalığın, İstanbul patrikliğini Moskova'ya taşıma girişimidir (5) .Bir diğeri ise, 1309 yılında Papalığın Roma'dan, Fransa'nın güneyindeki Avignon kentine taşınmış olmasıdır. Bu örneklere, Patrikhane'nin Kutsal Sinod'unda üye olan bir kısım metropolitin, Anadolu'da belki hiç görmedikleri kentlerin adlarını unvan olarak taşımaları da eklenebilir.

"Devlet" niteliğine sahip bir siyasî teşekkülden, egemenlik alanı içinde, faaliyetlerini denetleyemediği, ya da amaçlarına aykırı davranan kuruluşların varlığını hoşgörüyle karşılaması beklenemez. Devlet bu tür kuruluşları en azından denetimi altına almak zorundadır.

Oysa ki Türkiye'de Fener, 1948 yılından bu yana, adım adım bu denetimin dışına çıkmıştır. Bugün devletin, Fener'in faaliyetlerini denetleyebildiğini hatta denetlemek bir yana, -belki istihbarat amacıyla yapılan dışında- yeterince izleyebildiğini söylemek mümkün değildir. Kuşkusuz ki bunun nedeni bizatihî Fener'in değil, ardındaki güç odaklarının ağırlığıdır. Ancak bilinen nedenlerle bu tutum Türkiye'ye, dozunu gittikçe artıran bir ölçüde pahalıya mal olmaktadır.

Bu durumda, konuya mutlak bir çözüm bulununcaya kadar, geçici bir çözümle Türkiye, Rum Ortodoks yurttaşlarımızın din özgürlüklerini zedelemeden ve dünya kamuoyunda da tepkilere yol açmadan, devlet olmanın gereklerini yerine getirerek Fener'in faaliyetlerini denetim altına alabilir. Bunun için en etkili, fakat en az gürültü koparacak bir yol, Patrikhane'nin karar organı olan Kutsal Sinod'a bir devlet temsilcisi atamaktır. Böyle bir atamanın ne Lozan antlaşmasına, ne devletler hukuku kurallarına, ne Diyanet İşleri Başkanlığı'nı genel idare içinde tutan iç hukukumuza, ne de Ortodoksluk geleneklerine aykırı yönü yoktur. Zira Ortodoks kiliseleri, tarihin her döneminde devletlerin denetiminde olmuşlardır. Örnek olarak, sözgelişi bugün Yunanistan Ortodoks Kilisesi'nin Kutsal Sinod'unda da devlet temsilcisi bulunmaktadır. Patrikhane'nin Kutsal Sinod'una atanacak temsilciye salt dinî konularda oy hakkı tanınmayabilir. Buna karşılık dünyevî konularda ve Patrikhane'nin dış ilişki teriyle ilgili kararlarda temsilcisinin veto hakkı olabilir.

Dipnotlar: 1) Francis Dvornik. Konsiller Tarihi-İznik'ten II Vatikan'a Çev: Prof. Dr. Mehmet Aydın, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara 1998, s. 7, 2) Altınoluk, Ekim 1995 Sayı 116, s. 43-45, 3) Nikolaus Thon, Quellenbuch zur Geschichte der Orthodoxen Kirche, Paulinus Verlag Trier 1983 s. 18-188, 4) Hans - Dieter Döpmann, Dic Orthodoxen Kirchen Verlags-Anstalt Union Berlin 1991, s. 61 ve 63, 5) Adolf Wilhelm Ziegler, Religion, Kirche und Staat in Geschicht und Gegenwart, Manz Verlag, Münchens 1969 s. 36.

0 Yorum
sonsoz 29 05 2016 tarihinde ekledi.
İsminiz:
E-Posta: (Opsiyonel)
Sembol: smilewinkwassattonguelaughingsadangrycrying

| Beni Unut
Content Management Powered by CuteNews
Safranbolu Son Söz
İnternet Haberciliği