Kaymakamlık
Yazı İşleri Md.
Cum. Bş.Savcılığı
Adliye Yazı İşleri Md.
Belediye Başkanlığı
Ptt Müdürlüğü
Vergi Dairesi
Mal Müdürlüğü
Müftülük
Noter


Emniyet Müdürlüğü
Polis İmdat
Jandarma Kom.
Askerlik Şubesi
Çarşı Karakolu
Bağlar Karakolu

Devlet Hastanesi
1 Nolu Sağlık Ocağı
2 Nolu Sağlık Ocağı
3 Nolu Salık Ocağı


Belediye İtfaiye
Yangın İhbar
Tek İşletme Md.
Alo Trafik


712 11 80
712 6 288
712 11 72
712 11 71
712 41 14
712 87 93
712 12 06
712 11 75
712 11 96
712 61 57


712 12 22
155
156
712 11 98
712 12 23
712 12 34

712 11 87
712 11 94
712 28 52
725 35 23


712 12 52
110
712 12 44
154

 
Mozilla Firefox kullanın.Resimler için.
                    Girişi
Hakkımızda ....
Safranbolu Son Söz İnternet Haberciliği
© 2007 Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
KATEGORİLER
HABER ARA
PİYASALAR
HAVA DURUMU
ULUSAL GAZETELER
EDİTÖR
ONLİNE RADYO
ÖNEMLİ LİNKLER
Karabükte Hava Durumu
SAFRANBOLU'DA ÖNEMLİ TELEFONLAR
 
www.safranboludasonsoz.com
 
 
KÖŞE YAZARLARIMIZ
 
 
Merhum Av.Hulusi Yazıcıoğlu ile Nostalji
Necati
Keskin
Sizlerle
 
Tasarım&Programlama&Hosting
Kural Bilgisayar Web Hizmetleri Ltd. Şti.
İnönü Mh.Kirişci Sk.No:5/B Safranbolu
0 370 712 30 86
www.kuralbilgisayar.com

 
Atılay Ulucan Sizlerle
Fener Kilisesi ve Evrensellik

Oysa ki, "evrensel patrik" unvanıyla Vatikan statüsü birbirinden çok farklı şeylerdir. Vatikan Katolikliğin merkezi olması yanında devletler hukukuna göre, yeryüzünde mevcut başka devletlerden hiçbir farkı olmayan bir siyasî teşekküldür. Türkiye de böyle bir oluşum için çaba göstermek, eylem teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, T.C.K.'nun 125. maddesinin kapsamına giren bir suçtur. "Ökümenik patriklik" ise kuramsal olarak tüm Hıristiyanlığın, ya da en azından tüm Ortodoks dünyasının dinî önderi olma iddiası taşıyan bir unvandır. Kavramları birbirine karıştırmanın, yanlış çağrışımlara yol açarak bizi yanlış sonuçlara götürecek ve sonuçta, hiç telâffuz edilmemesi gereken konuların uluorta tartışılmasına ortam hazırlayacak olduğu kuşkusuzdur. Bu nedenle, "evrensel patriklik" unvanının niteliğinin iyi bilinmesi gerekir. Bu yazıda bu unvanın ne zaman, hangi koşullarda ortaya çıktığı ve Hıristiyan dünyasında ne gibi tepkilerle karşılandığı, batı kaynaklarından aktarılarak verilecektir. Ne var ki, bu kaynakların daha iyi değerlendirilebilmeleri için konu üzerinde bazı hatırlatmalar yapmak gerekmektedir.

Bilindiği üzere Hıristiyanlık, başlangıçta Roma İmparatorluğu'nda gördüğü ağır baskılar sonucu bir kilise dini haline dönüşmüş ve kilise, Roma devletinin idarî yapısını örnek alarak tıpkı bir siyasî teşekkül gibi, hiyerarşi düzenine bağlı bir örgüt olarak ortaya çıkmıştır. Kilisenin de, tıpkı Roma İmparatorluğu'ndakine benzer idarî birimleri olmuştur. Bu çerçevede Hıristiyan topluluklar imparatorluk kentlerini kilisenin idarî birimleri olarak benimseyip bu kentlerde "piskopos" adı verilen önderler belirlemişler; Hz. İsa'nın havarilerinden birinin kurduğu kilisenin bulunduğu kenti de en büyük idarî birim kabul ederek, bu kentin piskoposuna "patrik" demişlerdir. Patrik, oturduğu kente bağlanan geniş bir bölge içinde kilisenin ve kilise görevlilerinin başıdır. Hıristiyanlığın başlangıcında bu ölçülere göre ayrılmış üç bölge ve bu bölgelerin merkezi konumunda olan üç kent vardır. Bunlar, kilisesini havari Petrus'un kurduğu Roma, Petus'un verdiği yetkiyle İncil yazarı Markus'un kurduğu İskenderiye ve "Hıristiyan" adının ilk kullanıldığı yer olup, kilisesini bir süre Havari Petrus'un yönettiği Antakya'dır. (1) Petrus havarilerin en büyüğü sayıldığı için bu kentler içinde Roma birinci sırada ve Roma piskoposu olan "papa" da onun halefi sayılmaktadır. Daha sonra kentlere, ilk Hıristiyan cemaatının kurulduğu Kudüs de eklenmiştir.

MS. 331 yılında Roma İmparatoru Konstantin'in, yayınladığı fermanla Hıristiyanlara yapılan baskıları sona erdirmesi ve siyasî nedenlerle başkentini İstanbul'a taşıması ardından bu kentin siyasî ağırlığı artmış ve İstanbul piskoposu da "patrik" unvanını almıştır. Ne var ki, İstanbul patrikleri bu noktada durmamış ve imparatorluğun siyasî gücünü kullanarak nüfuzlarını sürekli artırmağa çalışmışlardır. İşte, onların bu alandaki girişimlerinden bir tanesi de, MS. 595 yılı civarında patrik IV. Lonannes'in, adının önüne "evrensel patrik" (oikoumenikos patriarches) unvanını eklemesidir. Aşağıda, iki ayrı papanın, İstanbul patriğinin kendi kendine bu ünvanı takmasıyla ilgili olarak yazdıkları kınayıcı mektuplardan alıntılar verilmektedir. Belki bu ünvana gösterilen tepkiler yüzündendir ki, 8 - 10. yüzyıllarda İstanbul için de, Hıristiyan dünyasında asla inandırıcı görülmeyen bir havari geleneği efsanesi uydurulmuştur. (2) İstanbul patriklerinin bu tür girişimleri 1054 yılında, "büyük nifak" diye adlandırılan ve Hıristiyan dünyasının Katolik ve Ortodoks kiliselerine ayrılmasıyla sonuçlanan bölünmeye yol açmıştır.

Mektupların birincisi, 595 yılında papa I. Gregorius tarafından İstanbul patriği IV. lonannes'e yazılmıştır. Mektupta papa patriği, önceleri kendisini piskoposluğa dahi lâyık görmezken, şimdi kendi kendine "piskoposların en büyüğü" anlamına gelen "evrensel patrik" ünvanını yakıştırmak suretiyle kiliseyi bölecek olmakla suçlamakta ve onu, bu unvanı kullanmaktan vazgeçmeğe çağırmaktadır. Mektubun sonunda papa, patrik girişimden vazgeçmezse "kiliseye başvurmak" tan söz etmektedir ki, bunun "aforoz" anlamına geldiği açıktır. İkinci mektup ise 858 -867 yılları arasında papalık yapan l. Nikolaus'un, Hıristiyanlığı yeni benimseyen Bulgarlara bu dini öğretmek amacıyla yazdığı mektuptur. Bu mektupta da patrikliklerin nasıl ortaya çıktıkları, İstanbul piskoposunun siyasî nedenlerle nasıl "patrik" pâyesine yükseltildiği anlatılmaktadır. Hıristiyan dünyasının henüz bölünmediği bir dönemde yazıldıklarından, her iki mektubun içeriğinin de gerçeği, bugün söylenenlerden daha iyi yansıttığı kabul edilmelidir.

Papa l. Gregoıus'tan Patrik IV. loannes'e Mektup

Biraderleri(3), piskoposluk pâyesine yükseltildikleri zaman, kilisede nasıl bir barış ve uyum ortamı bulduklarını anımsayacaklardır. Ancak bugün sizin, hangi cüretle kendi kendinize pâye verdiğinizi ve kendinize, bütün kardeşlerimizin kalplerinde öfke uyandırabilecek yeni bir ünvan (evrensel patrik) yakıştırmağa çalıştığınızı bilmiyorum. Eskiden senin, piskoposluk pâyesine yükseltilmemek için kaçmağa çalıştığını hatırladığımdan, bu yaptığına çok şaşıyorum. Bu unvan sana tevcih edildikten sonra, sanki tutkulu bir şekilde onun ardından koşmuşsun gibi bugün yaptığın işi gerçekleştirmek istiyorsun. Eskiden sen kendinin piskoposluk unvanına dahi lâyık olmadığını söylüyordun. Şimdi ise, kardeşlerinin nefreti pahasına işi, yeryüzünün tek piskoposu olarak adlandırılmayı istemeğe kadar vardırıyorsun.

Senden, bu küstahça kibir yüzünden bütün kilisenin rahatsız ve üzerlerine rahmet yağdırılanlar topluluğunun(4) inkâr edildiğini düşünmeni rica ediyorum. Kendi gözünde kendini ne kadar küçültürsen, bu rahmetten sen de o ölçüde yararlanabilirsin. Kendini bu aptalca ve kibir dolu unvandan uzak tuttuğun ölçüde büyürsün. Kilisenin tüm piskoposları, göklerin o yıldızları, senin kardeşlerin değiller mi? Onların hayatları ve sözleri, insanların günah ve sapkınlıkları ortasında, gece karanlığındaki ışık gibi parlamaktalar. İmdi sen, kibir dolu bir unvanla kendini onların üzerlerine yükseltir ve onların unvanlarını seninkinden daha aşağıya yerleştirmek istersen, (tıpkı şeytan gibi) sen de, '"Ben göklere çıkmak, tahtımı gökteki yıldızların üzerine yükseltmek istiyorum " diyemezsin. (5) Petrus, havarilerin bu en büyüğü gerçekten, kutsal kilisenin tümünün bir üyesi değil midir? Ya Pavlus, Andreas (6) her biri bir kavmin öncüsü olmaktan başka nedirler ki. Bu özellikleri bir yana onların hepsi, tek bir başın altındaki uzuvlar gibidirler. Kısaca ifade etmek gerekirse, yasalar karşısında kutsal kişiler, yasaların altında kutsal kişiler, rahmet toplumu içinde kutsal kişiler, hepsi bir arada "İsa'nın bedeni"ni (7) oluşturmakta olup, İsa'nın uzuvlarına dahildirler. Fakat onların hiçbiri kendine "evrensel piskopos" adını takmadı. Kutsal biraderleri bu durumdan, gerçekte kutsallık taşıyan hiç kimsenin adının yanına eklemeğe cesaret edemeyeceği bir unvan ardında koşmanın, kendisini kibirde ne kadar ileri götüreceğini anlayabilir.

Biraderlerinin de bildikleri gibi, Tanrı'nın buyrultusuyla hizmetinde bulunduğum havari kürsüsünün (8) piskoposlarına, şerefli Kadıköy konsilince (9) "evrensel piskoposlar" denilmedi ve onlara bu onur önerilmedi mi? Fakat, papalık pâysi içine bu onur ayrıcalığını da katarlarsa diğer kardeşlerinin onurlarını inkâr ediyorlarmış gibi görünür diye, onlardan hiç birisi bu adı kullanmak, bu küstah unvanı benimsemek istemedi.

Bu yozlaştırıcı, mağrur unvanın kiliseyi böleceğini, bütün kardeşlerin kalplerinin öfkeyle çarptığını gör. Yoksa, ölümsüz gerçeğin, "Kim bana inanan küçük insanları incitirse, en iyisi onun boynuna bir değirmen taşı bağlansın ve o denizin dibine gitsin." (10) sözü senin ruhundan uçup gitti mi?

İmdi ben, gönderdiğim elçimle, tüm kiliseye karşı işlenen bu günahı alçak gönüllü sözlerle doğru yola yöneltmeğe bir kere, iki kere çaba gösterdim. Ama, doğru yola götüren uyarılarım kulak ardı edilirse benim için, kiliseye başvurmaktan başka çâre kalamayacaktır. (11)

Papa l. Nikolaus'un (858 - 867) Bulgarlar'a Mektubu

Gerçekte kaç patrik olduğunu öğrenmek istiyorsunuz. Aslında patrik olarak sadece, başçoban'a (12) halef olmak dolayısıyla havari kürsüsü sahibi olan; yani bir havarinin kurduğu kanıtlanan kiliselerin başında bulunan kişiler kabul edilirler. Bunlar da Roma, İskenderiye ve Antakya kiliseleridir. Roma kilisesini kutsal havari prensler Petrus ve Pavlus vaazlarıyla kurdular ve İsa sevgisi uğruna döktükleri kanlarıyla onu kutsadılar. (13) İskenderiye kilisesini Petrus'un Öğrencisi ve vaftiz oğlu (14), İncil yazarı Markus, onun verdiği yetkiyle kurdu ve kendi kanıyla efendimiz İsa'ya adadı. Kutsal kişilerin oluşturdukları büyük bir topluluk olan Antakya kilisesinde ise mü'minler ilk olarak "Hıristiyan" diye adlandırıldılar. Bu kiliseyi, Roma'ya gelmeden önce birkaç yıl süreyle kutsal Petrus yönetti. İstanbul ve Kudüs kiliselerinin başındakilere gelince, onlarda "patrik" diye adlandırılabilirler. Ancak, birinciler gibi büyük bir otorite sahibi değildirler. Çünkü İstanbul kilisesini ne bir havari kurdu, ne de onun, konsüllerin içinde en ünlü ve en şereflisi olan İznik konsülünde (15) herhangi bir şekilde adı geçti. Sadece, İstanbul'a "yeni Roma" (16) adı verildiği için onun baş çobanına, hükümdarların lütuflarıyla ve pek de akıllıca olmayan bir nedenle "patrik" denildi (17)

SONUÇ

Hıristiyanlık, var oluşu kilise ve kilise bünyesindeki hiyerarşi düzenle kaim olan bir dindir. Ortada, hiyerarşi yıkılırsa kilisenin, kilise yıkılırsa Hıristiyanlık diye bir dinin kalmayacağı açıktır. Hiyerarşi ruhban arasında var olduğu gibi, kiliseler arasında da vardır. Kiliseler arası hiyerarşi ise, siyasî koşullara bağlı olarak değişmektedir. Hıristiyanlığın başlangıcında, kiliseler arası hiyerarşide Roma patrikliği birinci, İskenderiye patrikliği ikinci, Antakya patrikliği üçüncü sıradadır. İstanbul ise, havari kürsüsü olmadığı ve sonradan kurulduğu halde, imparatorluk başkenti olması, İskenderiye ve Antakya patriklilerinin yetki alanları içinde İslâmiyet'in yayılmasıyla bu kiliselerin önemlerini yitirmeleri ve İstanbul'un fethinden sonra tanınan özel ayrıcalıklar (18) gibi nedenlerle nüfuzunu sürekli artırmıştır. Sözgelişi, MS. 381 yılında toplanan 2. İstanbul konsülünde, imparatorun etkisiyle kabul edilen bir kilise yasasıyla, hiyerarşide İskenderiye ve Antakya'nın önüne geçirilerek ikinci sıraya yerleştirilmiştir.

Ne var ki, siyasî yoldan kazanılanlar, gene siyasî yoldan yitirilirler. Yeni patrikliklerin kurulmasıyla nüfuz alanı daralan Fener, Lozan'dan sonra tam bir düşüşe geçmiştir. Bugün dünya üzerinde 15 adet bağımsız (autokephal) ve 2 adet de özerk (autonom) Ortodoks kilisesi vardır. Salt "evrensel" unvanını almanın bir yararı olacak olsaydı, bu kiliselerin bağımsızlıklarından vazgeçerek Fenere bağlanmaları gerekirdi. Oysa ki, bunlar içinde belki Yunanistan, Kıbrıs ve ABD Ortodoks kiliseleri dışında herhangi birinin böyle bir eğilimi olabileceğini düşünmek bile abesle iştigaldir. Zira bu unvan bir "şeref unvanı' dır ve esasen bu kiliseler arasında inançta farklılıklar da vardır. Dolayısıyla, bu unvanı gereğinden fazla önemsemek yerine dikkatleri, konuyu iyi bilen uzman kişiler eliyle, Fenerin yurtiçi ve yurtdışı ilişkileri üzerinde yoğunlaştırılmalıdır.

DİPNOTLARI: 1) Antakya patrikliği 14. yüzyılda Şam'a taşınmış olup, bugün de orada bulunmaktadır.. , 2) Hans-Dieter Döpmann, Die Orthodoxen kirchen, Verlags -Anstalt Union Berlin, 1991, s 57-58, 3) Aristokrat geleneğe göre yapılan bu yazışmada, ikinci çoğul şahıs (siz) yerine üçüncü çoğul şahıs (onlar) kullanılmıştır. Sözcük Türkçe'ye bu anlamda çevrilmiştir, 4) Burada "üzerlerine rahmet yağdırılanlar topluluğu" sözüyle ruhban kastedilmektedir., 5) Bu sözün İncil'den alındığı anlaşılmaktadır., 6) Pavlus ve Andreas Hz. İsa'nın havarilerindendirler., 7) İsa'nın bedeni (corpus Christi) Hıristiyan inancına göre, vaftiz edilen Hıristiyanlar Hz. İsa'nın ruhu içinde tek bir varlık olarak birleşirler. Yeni Ahitte, Korintoslular'a l. Mektup'un 12. bâbı bu konuya ayrılmıştır., 8) Havari kürsüsü Havarinin kilisesini kurduğu ve piskoposluğunu yaptığı kent. Burada kastedilen kent Roma, kastedilen piskoposlar ise papalardır., 9) Konsül Kilise yasalarını koymak ve önemli kararlar almak üzere kilise büyüklerinin oluşturdukları kurul Kadıköy konsülü MS. 451 yılında toplanmıştır., 10) Bu sözlerin de İncil'den alındığı anlaşılmaktadır., 11) Nikolaus Thon, Ouellenbuch zur Geschicht der Orthodoxen Kirche, Paulinus-Verlag Trier, 1983, s. 188 vd., 12) Çoban: Kilise büyüklerine verilen adlardan bir tanesi. Burada "baş-çoban" olarak çevrilen sözle havariler kastedilmektedir., 13) Hıristiyan kaynaklarına göre havariler Petrus ve Pavlus, imparator Nero döneminde, MS. 64-67 yılları arasında Roma'da idam edilmişlerdir, 14) Vaftiz oğlu: Metinden, Markus'u Petrus'un vaftiz ettiği ve bu yolla ikisi arasında sembolik bir irsî bağ kurulduğu anlaşılmaktadır., 15) İznik konsülü MS. 325 yılında toplanan konsül., 16) İmparator Konstantin'in, Roma İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'a nakletmesiyle bu kente "yeni Roma" adı verilmiştir., 17) Nikolaus Thon, a.g.e., s. 191 vd., 18) Hans-Dieter Döpmann, a.g.e., s. 58. Bu konuda yazar şöyle demektedir: "Bizans İmparatorluğu'nun 1453 yılında Türklerce yıkılmasıyla patriklik önemini hiçbir şekilde yitirmedi. Patrik Sultanla için aynı zamanda "Et-narkh", yani Bâbıâli nezdinde, Osmanlı Devleti içindeki Ortodoks teb'anın sorumlu temsilcisi ve siyasî bakımdan muteber kişisi idi"


Patrikhane Adım Adım...

Geçtiğimiz ay, Fener Patrikhanesi kendine uluslararası bir konum kazandırmak için yeni bir adım daha attı. Patrikhane, Dünya Doğa Hayatını Koruma Vakfı ile Yunanistan'ın Patmos Adasında "Vahiy ve Çevre" adında bir sempozyum düzenledi. Toplantının konusunun dünyada kirlenen denizler olduğu açıklandı. Toplantı esas itibariyle dört İncil yazarlarından biri olan Aziz Yuhanna'nın Vahyi'nin 1900'üncü yıldönümü dolayısıyla yapılıyor. Sempozyumu düzenleyen Patrikhane, konuşmacılara ve konuklara gönderdiği davetiyede Patrik Bartolomeus'un adının başında Ekümenik Patrik ifadesini kullandı. Ayrıca Edinburg Dükü Prens Phillip'in Yunan Kralı'nın torunu olması sebebiyle davetiyede ismi bulunduğu ve Patrikhane nin Ekümenik statüsünü meşru kılmak için böyle bir yola başvurulduğu ortada. Sempozyumun onur komitesi ise Patrikhane'nin Ekümenik imajını kuvvetlendirecek kişilerden oluşuyordu. BM Genel Sekreteri Butros Gali, Avrupa Komisyonu Başkanı Jacques Santer, İsveç Kralı Carl Gustav, ABD Başkan Yardımcısı Al Göre, Rusya Bilim Akademileri Başkan Yardımcısı Yevgeni Velikov, Güney Afrika Cumhuriyeti ruhani lideri rahip Desmond Tutu, İskenderiye Patriği Parthenios, Vatikan Cumhuriyeti Devlet Bakanı Roger Etenegary ve Deniz Temiz Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Rahmi Koç

Toplantı Yunanistan'ın Pire limanından konuşmacıların gemiye binip Türkiye'ye hareket etmeleriyle başladı ve 26 Eylül'e kadar sürdü. Dışişleri Bakanlığı, Patrikhanenin "cihan patrikliği" peşinde olduğu gerekçesiyle Türkiye'den hiç bir resmi katılıma izin vermedi. Hatta Diyanet İşleri Başkanı davetli olmasına rağmen Patrikhanenin, Vatikan gibi bir statüye kavuşmak için bu tür yollara başvurduğu kuşkusuyla sempozyuma katılmama kararı aldı.

Dışişleri'nin bu tutumuna rağmen Rahmi Koç'un Başkanlığını yaptığı Deniz Temiz Derneği kuruluşunun birinci yıldönümü dolayısıyla Dolma Bahçe sarayında vereceği resepsiyonun himayeliğini Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk'un yapacağı açıklandı. Davete Başbakan Tansu Çiler de katılacak. İşin ilginç yanı Dışişleri Bakanlığı'nın karşı çıktığı ve hiç bir resmi katılıma izin vermediği, "Çevre ve Vahiy" sempozyumuna katılanlar da bu davete hazır bulunacaklar. Herhalde ya Çiller'in Dışişleri Bakanlığı'nın kararı ya da Patrikhane Ekümenik özellik kazanırsa ne olur havasında.

0 Yorum
sonsoz 29 05 2016 tarihinde ekledi.
İsminiz:
E-Posta: (Opsiyonel)
Sembol: smilewinkwassattonguelaughingsadangrycrying

| Beni Unut
Content Management Powered by CuteNews
Safranbolu Son Söz
İnternet Haberciliği